Tarih:4 November 2025
Siyasi süreçler dünyasında Türkiye…
Biraz spordan kaçıp başka bir alana bakalım mı? Buyrun…
Bir kere coğrafi açıdan bakıldığında Türkiye artık tamamen anahtar diyebileceğimiz bir noktadadır. Bunun
anlamı doğu-batı açısından bakıldığında Asya-Avrupa değildir. Birleşik Devletlerin her türlü baskısına rağmen
Türkiye, aslında kuzey-güney ekseninin trigonometrik batısındadır.
Aslında bazı dostlarımın değerlendirmelerine göre ve itiraf edeyim ben de aynı görüşteyim, biz bir batı Asya
ülkesiyiz. Bu durum dünyadaki bazı güçlerin dikkatini çekiyor ve coğrafyamızın farklı isimlerle anılması için
ellerinden geleni yapıyorlar. Çünkü, topraklarımızın büyük bölümü Asya tarafında olsa da Avrupa’ya açılan
kapılarımızın çokluğu dikkati çekmektedir. Yukarıdan aşağıya bir Ege Denizi, kara parçası olarak Trakya,
Karadeniz tarafından kuzeye uzanan çizgilerle aslında Asya’nın batısı tanımı tam olarak bizi tarif edebilir mi
acaba?
Ülke olarak 85 milyonluk bir nüfusa sahip oluşumuz aynı zamanda bir o kadar da tüketici grubunu
barındırdığımız anlamına gelmektedir. Bu özelliğimiz, dünyayı endüstrisi ve üretimi ile yöneten ülkelerin
iştahını kabartmaktadır. Gıdadan otomotiv sektörüne kadar inanılmaz bir ürün çeşitliliğine sahip olan bu
ülkeler aralıksız bir çaba ile bize satış yapmak istemektedirler. Nitekim bu konuda başarılı durumdadırlar.
Ticaretle beraber siyasi diyaloglar geliştirmeye çalışan bu ülkelerin, politikalarını ihraç etmeye çalışmaları
şaşırtıcı değildir.
Çin’in tek adamlı kapitalist yönetimi artık tamamen ürün satma ve dünyadaki stratejik bölgelerde liman
işletmeye yönelmiştir. Ürünler, uç ülkelere ne kadar yakın coğrafyalardan gönderilirse taşıma giderleri de bir
o kadar düşük olacaktır. Limanlar aynı zamanda birer lojistik merkez olduğundan üretici ve satıcı bir ülkenin
kâr oranı çok daha yüksek olacaktır.
Birleşik Devletler, ülkesinin endüstri ve ticaretini korumak için çeşitli gümrük vergileri ile akut bir şekilde önlem
almaya çalışmaktadır. Bunun iki farklı sonucu bulunmaktadır. Birisi, bazı ürünlerin üretilmesinde ham madde
tedarik giderlerinin çoğalması sonucu üretim maliyetlerinin artmasıdır. Diğeri ise, halkın kullanmaya alıştığı
ürünleri satın alırken bu defa daha fazla ücret ödemeye başlamasıdır. Devasa boyutlardaki ticaretin küçük bir
vergi uygulaması ile alt-üst olması aslında beklenen bir durum değildir.
Rusya’nın Ukrayna ile savaşı bir türlü bitmek bilmedi. ABD Başkanı bu konuda iddialı biçimde bir yaklaşım
gösterse de işin içerisine silah ticareti girince galiba bu kavganın sürmesine göz yumuluyor. Kocaman bir birlik
sonrası birçok devletin ortaya çıkmasına rağmen ticaret ve petrolün geleceği sebebi ile başlayan savaş eğer
AB bu tutumunu sürdürmeye devam ederse asla sona ermez.
Dünyadaki ülkelerin bir kısmı ticaret hacimleri ve üretim değerleri ile siyaseti de baskılamaktadırlar. Kabul edin
ya da etmeyin kendileri dışında hiçbir ülkenin rahat ve huzurlu olmasını istemezler. Ama görünür ama görünür
olmayan yöntemlerle ülke yönetimlerine sızmaktalar ve işlerin kötü gitmesi için ellerinden geleni
yapmaktadırlar. Bunu öğrenmek için çok fazla çabaya gerek yoktur. Etrafınıza bakın, bunu hemen fark
edeceksiniz.
Kuşkusuz negatif bulduğumuz birçok konu ülkemizin geleneksel devlet yapısı, sağduyulu yaklaşımı ve yaşam
kültürü ile bertaraf edilebilecektir. Burada partilerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, eğitim sistemimize bazı
görevler düşmektedir.
En az 100 yıl sonrasının bir insan ve yönetim profili üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Bunu yapabilmenin yolu
kültür, insana yatırım ve ufuk açıcı siyaset tasarımlarıdır. Kısa vadeli, geçici çözümler ya da pansumanlarla idare
edilen bir yapı, geleceğin tasarlanmasında asla yeterli değildir. Bu nedenledir, eğitim yeniden gözden
geçirilmeli, hedef odaklı çalışmalar öne alınmalı, insanımıza değer verilmelidir. Çünkü bizim yaratıcı kaynağımız
bu memleketin insanlarıdır.
İstanbul, 27 Ekim 2025
